23 Şubat 2015 Pazartesi

  • Bin “günahın” olsa da bana, bir “gün ah’ım” yok sana…

  • Veren de o alan da o, nedir senden gidecek? Telaşını gören de, can senin zannedecek.

  • Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar, ne de şeytan, bir günahı, seni beklediğim kadar.

  • İnsanlar ikiye ayrılır, vaktini beşe ayıranlar, vaktini boşa ayıranlar.

  • Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatçik unutsam?

  • Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.

  • Biz; ayakları şişene kadar namaz kılan peygamberingözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz.

  • Bizler açlıktan karnına taş bağlayan peygamberin,doymak bilmeyen ümmetiyiz .

  • Ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır.

  • Dün geçti bugünü düşünüyorum, yarın var mı? Gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı?

  • Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten affet, senden habersiz aldığım her nefesten.

  • Çok sıkıldıysan hayattan, bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir; yaşamak güzeldir.

  • Ölüm her aklına geldiğinde ‘ah’ edip ‘vah’ edip inleme; bu halinle rabbimi incitmiş olacaksın. Ecel kapıyı çaldığı zaman evi telaşa verme; o geldiği zaman, sen çoktan gitmiş olacaksın.

  • Ya Allah’a baş eğer hiç kimseye eğmezsin, ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin.

  • Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyorken, ahiret hesabımızın vay haline.

  • Seni affetmek hayatımın en büyük hatasıydı. Nerden bilebilirdim ki. Katilini affedersen seni yine öldüreceğini…

  • Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatcik unutsam?

  • Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; dünya beş para etmiyor…

  • Öz anne-babasını huzurevine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz…

  • Öyle ucuz değil gül koklamak… Gül tutan ele diken batmalı… Bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı!

  • Ağaçtan düşen yaprak nasıl kurumaya mahkûmsa; gönülden düşen insan da ‘unutulmaya mahkûmdur.

  • Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da; ilk yarısının hasretiyle geçer.

  • Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil.

  • Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.

  • Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık… Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık.

  • Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.

  • Benimki benim, seninki de senin! Bu şeriattır… ”Seninki senin, benimki de senin!  Bu tarikattır… Ne benimki benim ne de seninki senin herşey Allahın! Bu da hakikattir!

  • Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

  • Yarın elbet bizim, elbet bizimdir gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

  • Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa yaşasın kefenimin kefili karaborsa.

  • Beni kimsecikler okşamaz madem, öp beni alnımdan; sen öp seccadem.

  • İnsan namaz kılarsa, namaz da insanı insan kılar.

  • İki insan çeşidi vardır. Zaman geçtikte hatalarıyla yüzleşen! Zaman geçtikçe yüzsüzleşen.

  • Kavuşmak mı? Belki… Daha ölmedim!

  • Geçti, istemem gelmeni yokluğunda buldum seni.

  • Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum.

  • Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık, anla ki yok Allah’tan başkasıyla yakınlık.

  • Ayasofya’nın kapılarıyla beraber ‘ruhumuzu’ kilitlediler; ruhumuzu kilitlemek için Ayasofya’yı kilitlediler!

  • Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat; zift dolu gözlerde karanlık kat kat… Yalnız seccademin yününde şefkat; beni kimsecikler okşamaz madem; öp beni alnımdan, sen öp seccadem!

  • Bir idamlık Ali vardı, asıldı; kaydını düştüler, mühür basıldı. Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; bahçeye diktiği üç beş karanfil…

  • Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere, ayağım takılıyor yerdeki gölgelere.

  • İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var; onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

  • Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

  • Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; iki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.

  • Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.

  • Zamanın çarkları sizi yürütüyor, zamanın çarkları beni öğütüyor…

  • İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork.

  • Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur!

  • Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın…

  • Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret, ebedi bir yaşam için gayret yok hayret.

  • Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!

  • Bana çağdışı diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da, içinde mi boğulayım.

  • Geçti, istemem gelmeni, yokluğunda buldum seni; bırak vehmimde gölgeni, gelme, artık neye yarar?