6 Mart 2015 Cuma

Açalım pencereleri!

 Hayat girsin içeri


Hayatın tadını çıkarmanın başlıbaşına kişisel bir şey olduğunu düşünürüz bazen.

Öyle olsaydı iyi olurdu.Başımızın çaresine bakardık.
Ama öyle değildir.
Hayatın tadını çıkartmak başkalarıyla birlikte '' dünyanın'' tadını çıkartmaktır.
Dünyaya açılmaktır.
Kimi zaman hızla,kimi zaman durup bakarak ve usul usul dünyaya doğru gitmek,dünyayla
kucaklaşmaktır...Kişisel olarak da,toplum olarak da ne zaman içimize büzülmeye,
içimize kapanmaya başlasak o tat git gide solar.
Garip bir ekşilik,acılık hakim olur damağımıza da,dimağımıza da...
Cesaret yerini paronayalara;girişkenlik yerini ürkekliğe bırakır.
Kişisel hayatımızda da,toplumsal hayatımızda da bu böyledir.
Yerimizde saymaya başlarız.
Artan iç sıkıntımızı dış düşmanlara bağlarız.
Sabahları temiz hava gelsin diye ilk iş olarak açtığımız pencerenin yanınabile gitmez oluruz.
Sırtımızı döneriz pencerelere,güneş gözlerimizi kamaştırır.En sonunda da perdeleri kapatırız.
Bu eşik çok önemlidir.
Korku eşiği...
Birkez dünyadan korkmaya başladıkmı;bir kez düşmanlarla sarılı olduğumuz bilinci gerçeklikten
kopup paranoyaya dönüştü mü,hayatın suyu çekilir.Pörsür...
Ben kendimi bildim bileli,toplum olarak da tek tek bireyler olarak da o eşikte takılı kaldık.
Bir ayağımız cesaretle güneşe çıkmak istiyor,bir ayağımız tetikte;korku tüneline girdi girecek
ondan sonrası kendi kendini meşrulaştıran tatsız tuzsuz bir yalnızlık...
Dünya bizi sevmiyor diye ağlıyoruz,nicedir.
Aklımız hep önce sevilmekte....
Yanıt?
Yanıt yok...
Yanıt;derin bir sessizlik...
Albert Camus Akdeniz'in en güzel sahilinde,Akdeniz'in en aydınlık kıyısında kurulu Oran adındaki
Cezayir şehrini anlatırken''Oranlılar sahile bakan pencereleri kapatmışlar,duvarlar arasına
kapanmışlar ve güzelim manzarayı hayatlarından kovmuşlar'' der.
Ben hem kişisel hayatlarımızla hem de toplumsal manzaramızla Oranlılara benzediğimizi düşünürüm.
Onlar gibi ''ufku''görmekten kaçıyoruz,uçsuz bucaksız manzaralardan korkuyoruz.
Yani güzellikten ürküyoruz.
Neden?
Çünkü güzellik alıp götürür insanı,sarhoş eder,başını döndürür,baştan çıkartır...
Ama hayat da öyle değilmidir?
Eğer bundan korkuyorsak bizimkine yaşamakmı denir?
Ufuktan korkuyoruz.
Neden?
Çünkü ufuk kışkırtır.Çünkü ufuk uzaklara çağırır.Çünkü ufuk bizim küçüklüğümüzü,dünyanın
büyüklüğünü yüzümüze çarpar...
Ama bundan korkuyorsak,sığ sularda kulaç atıp durmaya yüzmek mi denir?
Dikkat edin bakın,herkes birbirine ''otur oturduğun yerde ''deyip duruyor.
Herkes ''haddini bilmeye''çağırıyor birbirini.
Ve aslında..Ve bu yüzden..Hiçbirşey bilmiyoruz.
Kendimizi bile...
Öyleyse...
Açalım pencereleri.Atalım korkularımızı.
Hayatı sevmek dünyayı korkusuzca kucaklamaktır.Korkanlar varsa,güneşimizden kaçsınlar,
gölge etmesinler yeter!


HAŞMET  BABAOĞLU'nun Haydi kıralım hayallerimizi kitabından